Gastrik Arter Embolizasyonu İle Obezite Tedavisi Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey

Gastrik Arter Embolizasyonu İle Obezite Tedavisi Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey

Sol gastrik arterin damar yolundan girilerek tıbbi olarak tıkanması ile gerçekleştirilen Bariatrik Arteriel Embolizasyon (BAE) tekniği, obeziteyi tedavi etmek için denenen ve radyoloji uzmanlarınca gerçekleştirilen minimal invaziv bir işlemdir. Aslında yeni bir yöntem olmayıp, 1970’lerin başında tanımlanmıştır. İşlem temel olarak hayatı tehdit eden ve endoskopik yolla kontrol edilemeyen mide fundus kökenli kanamaları ve gastroözofageal kanamaları durdurmak için geliştirilmiştir.

Massachusetts General Hospital’de, kanama nedeniyle embolizasyon uygulanan hastalarda ghrelin seviyelerinde düşme olduğu gözlenince obezite tedavisinde kullanımı fikri geliştirilmiştir. Harvard Medical School’dan meslekdaşımız Rahmi Oklu, hayvan çalışmalarında arter tıkandığında ghrelin seviyelerinin düştüğünü ve kilo kaybı gözlendiğini bildirmiştir. Johns Hopkins Üniversitesinde gerçekleştirilen ve obezitede etkisini araştıran bir pilot çalışmanın sonuçları bu yöntemin etkili ve güvenilir olabileceğini düşündürmektedir.

Bariatrik Arter Embolizasyonu mide fundusunun hormonal fonksiyonlarını ve Ghrelin üretimini değiştirerek direk olarak açlığı etkileyen nörohormonal yollar üzerinden etki eder. Midenin beş bölümünden biri olan fundus, açlık ve tokluk sinyallerini etkileyen nöral düzenleyici mekanizmanın merkezi olarak görev yapar. Fundus büyük miktarda ghrelin üretir, bu da en güçlü açlık uyarıcı hormondur. Arteriel embolizasyon tekniğinde, damar yolu ile bu bölgeyi besleyen atardamara mikroküreler enjekte edilir ve tıkanması sağlanır. İşlem indirek olarak asid üretimini, mide motilitesini ve muhtemelen emilimi de etkiliyor olabilir.

Bariatrik Arter Embolizasyonu ile Obezite Tedavisi (BEAT Obesity) çalışmasında 20 ağır obez hastaya işlem uygulanmıştır. Teknik başarı oranı % 100 olarak gerçekleşmiş ve ciddi bir yan etki gözlenmemiştir. 8 hastada ülserler gelişmiş ve 90 gün içinde iyileşmiştir. Bir hasta mide boşalmasında gecikme yaşamış, bir diğerinde ise karın ağrısı, bulantı ve lipaz seviyelerinde yükselmeyle seyreden pankreatit atağı gelişmiştir.

1 aylık veriler tüm hastalarda mevcutken, 12 aylık veri sadece 4 hastadan toplanabilmiştir. 1 aylık verilere göre fazla kilonun % 8.2’si kaybedilmiştir. 1 yıllık takibi sağlanan 4 hastada bu oran % 15.1’dir. Ghrelin seviyesinde değişim 1. Ayda % 8.7, 3. Ayda ise % 17.5’tir. Günümüzde FDA gözetiminde 3 aktif deneme devam etmektedir.

Yöntemin dezavantajlarına gelecek olursak, etki süresi bilinmemektedir. Kısa süre sonra midenin diğer bölümleri adapte oluyor olabilir. Obezitede etkili olan mental ve duygusal bileşenler göz ardı edilmektedir. Kişiden kişiye anatomik farklılıklar olabilir. Potansiyel olarak iyileşmesi çok güç ülserler gelişebilir. İdeal hasta grubu tam olarak belirlenmemiştir. Ve en önemlisi gelecekte gerekebilecek tüp mide ameliyatı için risk yaratabilir.

İstanbul Bariatric Center olarak, bu yöntemin hastalara rutin bir tedavi seçeneği olarak sunumu için henüz çok erken olduğunu, deneysel bir yöntem olduğunu ve elde yeterli veri bulunmadığını düşünüyoruz. Riskleri arttırmadan etkinliği arttıracak gelişmelere ihtiyacı vardır. İşlem her ne kadar ayaktan uygulanabilecek, riski düşük bir metod gibi görünse de, gelecekte obezite cerrahisi ihtiyacı olabilecek, ameliyat sınırına yakın hastalarda kesinlikle denenmemelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hemen Ara!